İlkokul 3. sınıfta okuyan bir çocuğunuz varsa ve size gelip bana biir şiir bulabilir misin derse ne yaparsınız? Elinizin altında internet varsa hemen araştırır bulursunuz değil mi? Bizim zamanımızda nasıl oluyordu, nasıl çıkıyoduk bu tür ödevlerin içinden hatırlayamıyorum. Belki de öğretmenlerimiz daha gerçekçi ödevler veriyorlardı bizlere. Hayat Ansiklopedimiz vardı bizim Lacivert ciltli kalın mı kalın kitaplar. Sadece ödev yapmak için de değil bazen sırf keyif için açar okur veya resimlerine bakardım. Biz ne de olsa internet çağı çocukları değildik, yaşamak için daha çok enerji harcamak durumundaydık. Sanki daha keyifliydi o zamanlar.
Peki şiir konusuna geri dönersem. Bulmamı istediği şiirin konusu şu idi: "Milli mücadele yıllarında milletimiz işgal altındaki yurdumuzu bağımsızlığa kavuşturmak için nasıl bir dayanışma göstermiştir." Böyel şiir bulma ödevi olur mu? Bu nasıl bir konu? Oturup kendin yazmadığın sürece bulmak mümkün mü bilemiyorum.
İlk iş olarak Google'ı açtım ve birkaç kelime seçerek araştırmaya başladım. ilk bulduğum mantıklı site şu oldu: http://www.turkdirlik.com/Bilgimece/Turkoloji/Tarih/MUYilmaz0022.htm ve daha ilk cümlelerde şu şiir.
"Orhan Şaik Gökyay, “Bu Vatan Kimin?” sorusuna yanıt verirken şöyle diyordu:
“Ardına bakmadan yollara düşen
Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır”
Balkan, 1. Dünya ve Kurtuluş Savaşlarına katılanların her birinin yaşamı gerçek bir roman! ‘Cepheden cepheyi soranların’ anılarını okumak demek, inanılmaz olaylarla örülü akıcı bir romana dalmak demektir. Ve o romanlaşan anılar çoğunlukla da tarihe kaynaklık ederler."
Bu bilgiden yola çıkarak adı geçen şairi araştırdım. Aşağıdaki sitede alıntı yaptığım şiiri buldum ve bir kaç kez okudum ama ödev de istenen duygu tam olarak yoktu.
http://www.siir.gen.tr/siir/o/orhan_saik_gokyay/bu_vatan_kimin.htm
BU VATAN KİMİN
Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır,
Bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir.
Tutuşup kül olan ocaklarından,
Şahlanıp köpüren ırmaklarından,
Hudutta gaza bayraklarından
Alnına ışıklar vuranlarındır.
Ardına bakmadan yollara düşen,
Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır.
İleri atılıp sellercesine
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine
Şu kara toprağa girenlerindir.
Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
Her taşı yakut olan bu vatan
Can verme sırrına erenlerindir.
Gökyay'ım ne yazsan ziyade değil,
Bu sevgi bir kuru ifade değil,
Sencileyin hasmı rüyada değil,
Topun namlusundan görenlerindir.
Rastgele aramak yerine şiiri bulduğum şiir odaklı internet sitesinde biraz daha araştırma yaptım. Aradığım konuya tezat düşen ama hoşuma da giden bir fotoğrafla karşılaştım bu sitenin giriş sayfasında.
Nereden başlayıp hangi noktaya gelmiştim. Şiir bulma yolunda pek mesafe katedememiştim ama güzel bir fotoğraf bulmuştum. Kafamdan onlarca şey geçiyordu ama bulmam gereken şiiri unutmamalıydım araştırmaya devam ettim.
Site güzeldi ama aradığımı bulmamı sağlamadığı için biraz daha gezindikten sonra çıktım. Tekrar Google'a dödüm ve aramamı şiir siteleri üzerine yoğunlaştırdım.
http://www.antoloji.com/siir/multimedya/redir.asp?multi=20462 Bu sitede bir sayfa açıldı ve yandaki fotoğraf ve şiir çıktı karşıma.
Milli mücadele
Binlerce sahne aktı hayalimden
Milli mücadelenin gerçek kahramanlarından
İkmalciler, kağnıcılar, arabacılar hep kadındılar
Bacılar, analar, nineler hepsi kurtuluşun içindeler
Bu vatanı kurtaran gerçek kahramanlar
İşçi taburları, gizli örgütler
Cephane kakçıları.gümrükçüler
Denizciler,havacılar,doktorlar
Gönüllü hemşireler,hamallar
Bu vatanı kurtaran gerçek kahramanlar
Sargı bezi hazırlayanlar, ustalar
Takılarını orduya armağan eden kadınlar
Demir yolcular,şoförler,gazeteciler
Öğretmenler vatanı seven imamlar
Bu vatanı kurtaran gerçek kahramanlar
Kuva-yi milliyeçiler,Kızılaycılar
Müdafaayı hukukçular yöneticiler
Genç yaşta şahadet şerbetini içen
Mehmetçikler Onları yöneten kahraman komutanlar
Bu vatanı kurtaran gerçek kahramanlar
Fevzi çakmaklar Kazım Karabekir paşalar
Halit paşa gibi gözü kara yiğitler
Demirci oğlu efeler,Ayşeler,Fatmalar
Sakarya da düşmanı yenen çarıksız mert yiğitler
Bu vatanı kurtaran gerçek kahramanlar
Vatanı seven yüzündür cihanı münevver eden
Al bayrağa fedadır bu can ve ten
Senin uğrunda ölmem nedendir neden
Anadolu benim anamdır sevdiğim ondan
Atatürk tür bu davaya önderlik eden
İşte bu vatanı kurtaran gerçek kahramanlar
Halil Çolak 18.10.2005 Ankara Halil Çolak
_uacct = "UA-200495-3";
urchinTracker();
Aradığım şiiri buldum sonunda. Hiç umudum yoktu başlarken ama sonunda bulmuştum işte. Şiir olarak çok iyi mi diye bakmak uygun değildi bu durumda. Ödev bulunmuştu sorun kalmamıştı. Derken.... çıktı alıp, birkez daha okudum ama içime sinmedi. Çok zorlamaydı ve sırf benim bulmaya çalıştığım konu için yazılmış bir şiir olduğu hissini veriyordu. Son bir gayret biraz daha araştırma yaptım.
"şiir "milli mücadele" dayanışma bağımsızlık" yazarak ara tuşuna bastım. Alakasız şeyler çıktı karşıma. Neye Niyet Kısmet diye bir yazı yazma fikri bu anda geldi aklıma. Bir gün bir kelime arayarak başlayacağım internette gezinmeye ve bakalım sonu nereye varacak.
http://arama.antoloji.com/Bu site sıkıntımı çözdü ve aradığımı bulmamı sağladı. Hazırlayanların eline sağlık. 2 saate yakın uğraştım ve sonunda içime sinen bir şiir buldum. Yoruldum. Sanki Ansiklopedi ile ödev bulmak daha kolay mıydı ne?
Bu sitede aklıma gelen, içimden geçen şeyler bulunacaktır.
31 Ekim 2007 Çarşamba
ŞİİR BULMA ÇABASI
29 Ekim 2007 Pazartesi
VATANIMIZI NEDEN SEVİYORUZ
Mecbur olduğumuzdan olabilir mi? Alternatifi olsa değiştirmez miyiz? Doğduğum ülkeyi sevmek zorundayım gibi gözüküyor ama vatanım beni seviyor mu? Vatan dediğimiz şey sadece elle tutulup gözle görülmeyen soyut bir şey midir, yoksa sağlık sistemi, adalet sistemi, eğitim, trafik, asayiş gibi yurttaşalrı doğrudan ilgilendiren somut bir şey midir?
Diyorlar ya "Ya Sev Ya Terket": ne demek bu şimdi? Sevmediğimiz şeylerin değişmesi için hiç mi kafa yorup eleştiri de bulunmayacağız. At gözlüğü takarak yaşayalım ve bize sunulan tatsız tuzsuz bu yemeği yiyelim istiyorlar.
Vatanımı seviyorum diyerek yapılan şeyleri görünce içim acıyor. Neden bu kadar güçsüz bir devletimiz var diye kafa yormanın nesi yanlış.
YORUMLARINIZI YAZIN....
EGEMENLİK ÜSTÜNE
EGEMEN OLMAK İÇİN GÜÇLÜ OLMAK GEREKİR. CAHİL İNSANLARIN ÇOĞUNLUĞU OLUŞTURDUĞU TOPLUMLAR EGEMENLİK İÇİNDE YAŞAYAMAZLAR.
ZAMAN ÜSTÜNE
ZAMAN DEĞİŞİMDİR...
Zamanını nasıl kullanıyorsun?
Sonradan pişman olduğun şeyleri yapıyor musun?
Çocukken televizyon başında harcadığım zamanlarımı düşündükçe içim acıyor. Bir insanın şanslı olması demek bilinçli bir anne babaya sahip olması demektir.
Çocuk büyütmeyi profesyonelce algılamayan kişilerin ebeveyn olmamaları gerek. Nasıl para kazanmak için işini doğru yapması gerekiyorsa, adam gibi insan yetiştirmek için de en az işine gösterdiği saygıyı çocuğuna da göstermeli.
Peki insanlar ideal olan şekilde mi yaşıyorlar. Ya da ben öyle mi yaşadım veya yaşıyorum. Dürüst olmak gerekirse herşeyi gerçekten doğru yapıyor muyuz? İşinde, eşinde, okulunda, çocuklarında, herşeyde doğruyu yaşıyor muyuz?
Maalesef kaybettiğimiz zaman aslında ölüme yaklaştığımız anlamına geliyor. Öldüğümüzde rüyadan uyanacağımızı ve gerçek yaşamımızın o zaman başlayacağını söylemişti bir arkadaşım. Ben de Matrix'deki gibi mi yani demiştim. Uyandığımızda neyle karşılaşağız bilemem ama gördüğü rüyadan hoşlanmayan milyonlarca insan var dünyada. Asıl kötüsü belki de diğerleri hala uyumaya devam ederken sen uyanınca gördüğün manzara...
YORUMLARINIZI YAZIN...
25 Ekim 2007 Perşembe
KADER
Kader nedir?
Ansiklopedik bir tarif vermek gerekirse: "Kader, bütün olayların önceden ve değişmeyecek biçimde düzenlediğine inanılan doğaüstü güç, ezeli takdir. Yazgı veya mukadderat olarak da anılır."
Kader ne yapacağımı Allah'ın daha ben bilmeden biliyor olması olarak düşünülebilir. Henüz ben bilmiyorum 100 kelime sonra ne yazacağımı ama Allah biliyor. Daha ben doğmadan önce ne yaşayacağımı da biliyordu zaten. Kafamın almadığı şey şu: madem neler yapacağımı biliyor öyleyse yaşamım boyunca iyi şeyler mi yapacağım, kötü şeyler mi yapacağım onu da biliyor. Daha ben doğmadan önce Cennete mi gideceğim Cehenneme mi gideceğim biliyor. Peki o zaman benim yaşıyor olmamın anlamı ne?
Allaha inanan birisi olarak beni niye yarattığının cevabını bulmak veya bilmek istiyorum. Herşeyi bilen Allah, benim neler yaşayacağımı bilen Allah, ölünce ne olacağımı bilen Allah neden beni dünyaya göndermiş olabilir ki? Yukardan beni izlerken ne görmeyi bekliyor? Zaten onun çizdiği hayatı yaşarken beklenmedik ne yapabilirim?
Ya kader bize söylendiği gibi birşey değil, ya da kader diye birşey yok. Kaderin olmamasını kabul etmek gelmiyor içimden o zaman huzursuz oluyorum çünkü O böyle birşeyin var olduğunu söylüyor. O zaman bize öğretilen kader yanlış olmalı.
Dinde sorgulama yoktur bunun da farkındayım ama çözemediğim zaman kafamı kurcalıyan şeylerin başında kader konusu geliyor. Çözen var mı acaba? Hiç unutmam lisede okurken din öğretmenine sormuştum yukarıda yazdığım şeylere benzer cümleler kurduktan sonra kader nedir diye. Cevap olarak "ayın ne zaman tutulacağını biliyoruz değil mi" diye sormuştu ben de evet demiştim ve eklemişti "işte kader ay tutulması olacağını bilmektir. Sen tutulacağını bilirsin ve ne yapsan da engelleyemezsin." O zaman çocuk kafamla bu cevabı anlayamamıştım maalesef şimdi büyük kafamla hala anlayamıyorum. Eee ay tutulacağını biliyor olmamın kaderle ne ilgisi var.
O gündür bu gündür bazen düşünür dururum öğretmenle olan bu diyalağumuzu. Kader nedir?
24 Ekim 2007 Çarşamba
DENEME YAZMA HAKKINDA
Deneme tamamen kişisel bir yazı türü. Birçok şey de anlatılabilir, hiçbirşey de yazara bağlı. Bir çeşit kendi kendine sohbet gibi. Herhangi bir konu hakkında 'Deneme' yazmaya karar verirsen yanılırsın. Önce bir konu belirleyeyim de sonra o konuda kafa yorayım, hadi bir deneme yazayım diye işe başlarsan olmaz.
O an içinden gelen şeyleri yazman ve bir çeşit bir kenara not etmen gerekir. Mesela İstanbul'la ilgili bir deneme yazayım diye işe başlasam ne olur? Onlarca şey olur. Bir cümle bile çıkmaz bazen, bazen de sayfalar dolusu yazarsın.
En önemli nokta ilk cümle. Bazı zamanlar bir cümle doğar içinde işte onu hissedersin bir anda o cümleyi kovalarsan güzel bir yazıya ulaşırsın. Dikkat etmek lazım amaç kovalamak, yakalamak değil yakaladığın an yazma işin biter. Noktayı koyman gerektiği ana gelmişsindir. Bazen öyle olur ki elin yetişemez aklına ve saçma da olsa yazarsın, parmakların ağrır, aynı pozisyonda oturmaktan belin ağrır, gözün kamaşır ama durduramazsın kendini. İşe kovaladığın ilk cümlenin enerjisidir o.
Deneme yazma işi biraz da günlük tutmaya benzer, hatta saatlik tutmaya. Fotoğraf makinası elinde gezen turistler gibi hissederim bazen kendimi. Keşke o zamanlar bir elimde kalem bir elimde not defterim olsa da fotoğraf çeker gibi o anı yazabilsem. Bunun için maalesef ne zamanım ne de param var. Keşke dünyaya başka bir durumda gelseydim. O zaman belki 'denemez, yapardım.'
Deneme yazılmaz yaşanır desem çok mu amiyane olur.
SAMSUN SEYAHATİ
23.10.2007
Yine iş dolayısı ile Samsun’a geldim. Şu an Ulusoy Seyahat ile Ankara’ya dönüyorum. Samsun İl Çevre Müdürlüğünün Hava Kalitesi Ölçüm İstasyonu ihalesi vardı, sürpriz bir şekilde ihale bizim firmada kaldı. Dün gece 12 de yola çıktım sabah 6 da Samsun’da oldum. Hava tahmin ettiğimden de karanlıktı. Hala güneş çıkmamıştı. Allahtan ağabeyimin hekim arkadaşına rastladım da sabah 10 a kadar ortada kalmaktan kurtulmuş oldum. Onun kaldığı 19 Mayıs Üniversitesindeki konukevinde 8 e kadar uyudum da kendime geldim.
Geçen sefer geldiğimde de üniversitenin yerine bayılmıştım. Bu defa sabahın ilk ışıkları içinde denize hakım bir noktadan ormanın içinden doğan güneşe bakmak çok dinlendirici idi. Kuş sesleri içinde 3-4 dakikalık o yürüyüş çok iyi geldi.
Minibüsle şehir merkezine indim ve yaklaşık 9 gibi Ulusoy’u buldum. Ben biletimi alırken yanımda duran bayana bakmamıştım meğer rakip firmanın elemanı imiş o beni tanıdı. Görevliye Ağabali caddesine nasıl gideceğimi soruyordum ki oraya gitmenize gerek yok ihale bu binada dedi. Bu tesadüf çok işime yaradı elimdeki yükle o mesafeyi yürümek çok yorucu olacaktı.
İhale dosyasını bırakıp kahvaltı yapmak için yer ararken onunla tekrar karşılaştım. Oturduk çay içtik. O sırada itfaiye sirenleri ortalığı velveleye verdi bir de baktık biraz önce ihale dosyalarını verdiğimiz binaya su sıkıyorlar. Sanki şaka gibiydi bu kadar yorgunluğun üstüne yangın yüzünden ihale iptal olur diye korktum. Yarım saat içinde söndürdüler de binaya girebildik.
İhale başkanının yavaşlığı ve işgüzarlığı başlı başına yazı olabilecek bir konu ama yazarken hatırlayarak tekrar canımın sıkılmaması için o kısmı atlıyorum.
İhalede en düşük fiyatı bizim verdiğimizi Anakaraya bildirdim ve görevimi layığı ile yapmış olmanın verdiği huzurla Ulusoy servisinin kalkacağı yere gittim. Yolculuk sorunsuz devam ederken gözüme bir şey çarptı. Havza’da “Avrupa Palas” adında küçük bir otel gördüm. Tabelanın boyutları taş çatlasın 20 cm * 30 cm di. Adı kadar havalı olmayan derme çatma bir levha ve hiç beklenmedik bir yerde böyle bir otel ismi. 10 dakika sonra Otobüs arıza yaptı. Bu sefer Merzifon’da zorunlu olarak durduk. Durduğumuz yerin tam karşısında bir levha daha gördüm. Bu seferki oldukça büyük, “CİLOŞOĞLU” böyle isim mi olur dedim kendi kendime. Bir oğul olduğuna göre Ciloş adında bir baba da varmış demek ki. Gülümseyerek hayal ettim “Merhaba ben Ciloş, tanıştığımıza memnun oldum.” Böyle isimli birisinin tipi nasıl olabilirdi ki.
O anda yıllar önce gördüğüm buna benzer bir şey geldi aklıma. Filli Boyada çalışırken mesai arkadaşlarımla birlikte Antalya’ya tatile gidiyorduk. Bir kamyonetin arkasında şu yazı vardı, “GIBIŞOĞLU”. Dakikalarca espri yapmıştık bu isim üstüne.
Yolculuk devam ediyor Sungurluda mola vereceğiz. Umarım kazasız belasız ulaşırız Ankara’ya.
Ankara’ya ulaştım. Yaklaşık 20 saat süre içerisinde 14 saatim yolda geçti. Eve geldiğimde ayaklarım öyle ağrıyordu ki ayaklarımın sızısı sanki sadece ayaktan oluşan bir vücudum varmış gibi hissetmeme neden oldu.
